muhteşem süleyman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muhteşem süleyman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2014 Çarşamba

TARİHİN İÇİNDEN ŞEHZADE MUSTAFA

Merhabalar   L Sokağı okuyucuları. Bu günkü yazımızda tarihin en çok sevilen ve sevildiği kadar da haksızlığa uğrayan bir isminden bahsetmek istiyorum. Tarihin ona olan sevgisi ve saygısı beni hep imrendirmiştir. Koca Osmanlı tarihin de çok padişah, şehzade ve hanım sultan geçmiştir. Ama hiç kimse onun kadar anılmadı. Bahsettiğim isim tabi ki Şehzade Mustafa’dan başkası değildir. Babasına ihanet suçu ile suçlanmış, koca Osmanlı ahalisi ve sarayın sevgisine mazhar olmuş ama kendi babasına sadakatini bir türlü inandıramamıştır. Ya da bir şehzadenin bu kadar çok sevilmesi koca cihan Sultanı’nın bir türlü hoşuna gitmemiştir kim bilir?  Doğumundan vefatına kadar geçen sürede neler olmuş bir bakalım.
Şehzâde Mustafa, 1515’te Mahidevran Sultandan Manisa da doğmuştur.1520’de babasının tahta çıkması üzerine İstanbul’a geldi. 1533’te Manisa Sancakbeyliği’ne tayin edildi. Kanunî, Hürrem Sultan’ın da tesiriyle Şehzade Mustafa’yı, hem saltanat merkezine yakın olması sebebiyle hem de Manisa’nın Padişahlığın ilk basamağı olarak görülmesiyle Mustafa’nın Manisa Sancakbeyliği’nden alarak yerine Şehzade Mehmed’i tayin ettirdi. Şehzade Mustafa’yı da Amasya’ya gönderdi. Ancak Şehzade Mehmed’in 1 yıl sonra 1543’teki beklenmedik ölümü Şehzâde Mustafa’yı tekrar şanslı duruma getirdi. Şehzade Mustafa hayatta iken onun haricinde sarayda üç şehzade daha vardır. Şehzade Selim, Bayezıd ve Cihangir. Hürrem Sultan’ın ve Rüstem Paşa’nın meyli Şehzade Bayezid’e; Askerler, âlimler, halk ve Sadrazam İbrahim Paşa’nın meyli ise Şehzade Mustafa’ya idi. Harem halkının meyli ise sancağa çıkmayan Şehzade Cihangir’eydi. Yani Selim kimsenin aklına dahi gelmiyordu. Zira kendi sancağında etrafında toplanan musahiplerle eğlenceli bir hayat sürüyor devlet işleri sorulduğunda ”bakalım Mevla neyler” diye lakayt geçiyordu.
Peki, ne oldu da bu kadar sevilen bir şehzadenin boynuna geçti yağlı ilmek. Hürrem yıllarca nasıl kanuniyi işledi ki koca sultan cihanın bir türlü inanmadığı bir sebepten öldürdü şehzadesini.
Evet, Hürrem şüphesiz ki işinin zor olduğunu biliyordu. Zira Mustafa’nın yanında güçlü yandaşları vardı. Sadrazam İbrahim Paşa, yeniçeri ocağı, halk ve çeşitli illerde ki beyler…
 Mustafa’nın en büyük destekçisi Sadrazam Pargalı İbrahim Paşa’ydı. Sultan’ın çocukluk arkadaşı ve en güvendiği adamdı Pargalı. Öyle ki Sultan onu kendi gazabından dahi korumuştur. Olası bir durum da sultan ölüm emrini veremeyecekti. Hürrem çeşitli entrikalarla, mektuplarla pargalı’nın ona isyan hazırlığında olduğuna inandırdı. Bir yandan da söylentiler Pargalıyı canından etti. Ebu Suud Efendiden alınan fetva ile Pargalı’nın katli tek yolla mümkün olabilirdi. Pargalı, eğer Sultan uykuda olduğu bir anda infaz edilirse katli vacip olacaktı.  Ve Pargalı katledilir. Bir anda en büyük destekçisini kaybetmiştir Mustafa. Daha da kötüsü de olur ve Hürrem Kanuniye en yakın makamı boş bırakmamak adına Sadrazamlığa Diyarbekir Valisi Rüstem Paşa’yı getirir. Devlet işlerinde ki en küçük değişiklik de Hürrem haberdar olacak ve kendi Şehzadelerinin Sultan olması yolunda bir hayli ilerlemişti Hürrem.
Halkın Mustafa’ya sevgisi de baki’ydi. O dönemde Mustafa tüm ahaliyi onlara olan ilgisi alakasıyla, zekasıyla, cesaretiyle hayran bırakmıştı
Hürrem,  Kanuniyi sürekli dolduruşa getirmiş ve sürekli Mustafa’nın bu kadar sevilmesinin altında başka sebepler aratmıştır. Bu söylentileri dikkate almayan Kanuni’ye artık somut deliller sunma zamanı gelir. Söylentilere karşı bir defasında Kanuni;” hâşâ Mustafa Han’ım böyle bir küstahlığa cüret ede. Bazı müsfidler kendi arzularını mülk ve saltanat ona kalmasun diye iftira ederler.” Diye sert çıkmıştır. Bu durumda fitne ateşini iyice körükleyen Sadrazam Rüstem Paşa, Mihrimah Sultan ve Hürrem Sultan aralarında bir plan yaparlar. Sahte mektup yazmadaki başarısını gösteren Hürrem Sultan, Mustafa’nın; İran şahı Tahmasb ile iş birliği içinde olduğunu, Kanuni yi devireceğini inandırdı. Hatta 3.iran seferi için Mustafa orduya yardım amaçlı 30.000 kişilik ordu ile Konya Ereğlisi’ne geliyordu. Ama bu padişaha isyan hazırlığında gibi sezdirildi. Artık hüküm verilmiş, Kötü emeller amacına ulaşmış ve maalesef Şeyhülislam Ebusuud Efendi’den usulüne uygun alınmayan fetva ile çağın en acılı ve haksız idamı gerçekleşecektir. Tüm olanlara karşı Mustafa, Kanuni’nin bir türlü inanmadığı o sadakate sonsuza kadar bağlı kalacak ve yeniçerilerin onun emrinde olmasına tenezzül etmeyip,  babasına isyan etmeyecek, babasının ona güvenmesini dileyecekti. Babası ile görüşmek için otağına gittiği gün masumiyetinin nişanı olarak beyazlarla içeriye girer, cebinde babasının onu dinlemeyeceğini bildiği için ona yazdığı bir mektup vardır. Mustafa babasının ona inanmayacağını bilmekte ama son nefesine kadar sadakatine bağlı kalacaktır. Çünkü suçsuzdu. Şehzade Mustafa babası ile görüşmek için girdiği çadırda yedi dilsiz cellât tarafından boğdurularak öldürülür. Suçu devlete isyan suçundandır. Oysa deliller yanlış, şahitler yalancıdır.
Rivayete göre, padişah, şeyhülislâm Ebussuud Efendi’ye, hâdiseyi sembolik bir şekilde anlatarak fetvâ almıştır: Bir tacir, iş için uzak bir yere giderken ailesiyle mallarını kölesine emanet etse; bu köle de efendisinin ailesini yok ederek mallarına el koysa; dönüşünde de efendisini öldürmeye karar verse; ne lâzım gelir? El cevap: İdamı hak eder. Fetva, buradan da anlaşılıyor ki usulüne uygun alınmamıştır. 38 yaşındaki Şehzade, Bursa’da Muradiye külliyesine gömüldü. Annesi Mahidevran Haseki, Bursa’da uzun yıllar oğlunun hatırasıyla yaşadı. Üvey oğlu Sultan II. Selim’in yardımıyla, şehzadenin kabir üzerine büyük bir türbe yaptırdı. Ertesi sene Rumeli’de Şehzade Mustafa olduğunu iddia eden birisi ortaya çıkarak hayli taraftar topladıysa da, çıkardığı isyan bastırıldı. Babasının taraftarlarının etrafında toplanmasından korkulan oğlu da Amasya’da idam edildi. İki kızından biri Ankara Valisi Cenabi Ahmet Paşa ile evlenmiştir.
Şehzade Mustafa, yüzü ve tavırlarıyla dedesi Yavuz Sultan Selim’i andırırdı. Şair ve hattat idi. Âlim ve sanatkârları himaye ederdi. Manisa’da cami, ayrıca çeşmeler yaptırmıştır. Şehzâde, Osmanlı tarihinde hakkında en çok mersiye yazılan şahsiyetlerdendir. peki biz onu çok sevdik de dünya onun için ne diyordu.
Şehzade Mustafa'nın şahsına dair önemli verilerden biri de Bernardo Navagero adlı İtalyan elçinin hakkında verdiği bilgilerde bu sevgiyi doğrular nitelikdedir. Yazdığı bir mektup aynen şu şekildedir:
 "Şehzâde Mustafa, sultanın ilk oğlu. Annesi de Çerkez olan kadın. Şu anda Amasya'da ikamet ediyor. İranlıların sınırında, İstanbul'dan 26 gün uzaklıktaki bir mesafede. Yıllık geliri 80 bin dükaya tekabül ediyor. Annesi de onunla birlikte yaşıyor ve oğlunun zehirlenmesini engellemek için her türlü önlemi alıyor. Onun için en tehlikeli şeyin zehir olduğunu, başka hiçbir şeyden korkmaması gerektiğini söylüyor. Mustafa'nın annesini büyük ölçüde sevip saydığı söyleniyor.
Herkes onu çok seviyor ve  babasının yerine tahta çıkmasını istiyor. Yeniçerilerin de onun hükümdar olmasını istedikleri çok açık. Sultanın bütün kullarının arzusu da bu, çünkü ilk oğlu olmasından yanısıra çok dürüst, cömert ve cesur olması da herkesin onu istemesi için yeterli sebepler. Topraklarına gelen her yeniçeriye, sultanın kullarına, sadece çok iyi davranmakla, onları misafir etmekle kalmıyor, aynı zamanda çok güzel hediyeler de sunuyor. İşte sahip olduğu nâmı da böyle kazanmış. Her ihtiyaçları için yeniçeriler kendisine rahatça başvurabiliyorlar ve onun idaresinden bugüne kadar kimse sultana şikâyetçi olmamış.
Babasına sık sık armağan olarak güzel atlar, ayrıca birkaç bin düka da gönderiyor ve bunu seve seve yaptığı çok belli.
Şimdiye kadar babasına karşı hiçbir ters harekette bulunmamış. Hem de başka bir kadından olan diğer kardeşlerinin babasına yakın olduklarını bildiği, hatta biri sarayda yaşadığı halde. Bu konuda çok ılımlı.Söylediğim gibi herkes babasının ardından Şehzade Mustafa'nın hükümdar olmasını bekliyor ve istiyor. Ancak değişik olaylardan dolayı şans Şehzade Selim tarafına da düşebilir (Diğer ikisine çok fazla önem verilmemiş). Sultanın çok sevdiği annesinin planları ve çok yetkili olan Rüstem'in planları da bu doğrultuda. Yani sultanın ölümünden sonra Selim'in padişah olmasını desteklemek için şimdi planlar yapıyorlar. Bu yüzden paşa en önemli mevkilere kendine yakın, onun emrinde olan kişileri yerleştiriyor. Sancakların yanı sıra, hem yeniçeri ağasını yerleştirdiği, hem de kardeşini kaptanıderya mevkilerine çıkardığı gibi. Paşa kaptanıderya olan kardeşinin görevden alınmaması için büyük çaba gösteriyor. Bu mevkiden kardeşini alsa bile yerine çok güvendiği başka birini koyacak. Zira Mustafa'nın tahta çıkmasını engellemek için bir donanma ile onun yolunu kesmekten daha iyi bir şey yok.
Sultan Selim, İstanbul'a çok yakın. Hayatta kalmayı başarırsa, annesi de ölmezse, paşa da hazinenin ve sultanın paralarının sahibi olarak, kaza eseri bir ölüm ile Sultan Selim'i tahta oturtmak onlar için pek de zor olmaz. Herşeyi elde eden para aracılığı ile insanların kalbindeki Sultan Mustafa sevgisini kısa sürede silip atabilir. Bu şekilde kendisi de tahtı elinde tutmaya devam etmiş olacaktır. Ancak Mustafa'nın öldürülememesi durumunda ise Mustafa, hakettiği tahta çıkmak ve çıktıktan sonra da kaybetmemek için elinden geleni yapacaktır. Sultandan sonra tahta çıkan kim olursa olsun, herkesin bir korkusu var. Bunu Türkler de söylüyor: Bu taht meselesi oldukça kanlı olacağa benziyor ve bunun felaketlerin başı olduğunu düşünüyorlar. Bu konu ile ilgili olarak sultanın taht için kimi tercih ettiğini anlamak kolay değil çünkü hepsi onun oğlu ama yanında her zaman Rus karısı var ve bu kadın kendi oğullarını hep ön plana çıkarıp, sürekli Mustafa'yı kötülüyor. Ama Mustafa'nın tahta çıkması konusunda pek bir şey değiştiremeyeceğini de biliyor. Sultan da bu konuda bir şey yapamaz zira kendi ağzıyla Mustafa'nın tahta çıkacağını söyledi."
BernardoNavagero
Şehzade Mustafa ile diğer önemli bir bilgi de Fransız tarihçi GuillaumePostel,"De la RépubliquedesTurcs"(Türklerin Cumhuriyeti) adlı kitabında Şehzade Mustafa’nın iktidarı devralabilecek yaşa ve olgunluğa ulaştığını, tedbirli, ve son derece iyi eğitimli bir şehzade olduğunu yazmaktadır.

L Sokağından Sevgilerle..   
     B.


13 Mart 2014 Perşembe

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN HAN

     

     
       Bu günkü “Ne Kadar Tanıyoruz?” bölümümüze tarihin konuştuğu bir ismi değil, tarihe adlarını altın harflerle yazdıran bir dönemden ve o dönemde yaşayan en büyük isimleri yazmak istiyorum…
     Bazen yabancı bir yazarın hiç görmediği bir dönemle ilgili çizdiklerinden çıkarımlar yaptık. Bazen geçmişine yabancılaşan yazarlarımızın ya da senaristlerimizin  yazdıkları ile sorguladık onları… Peki, ne kadar tanıdık onları? Ne kadar hak ettikleri değeri verdik onlara? Bu yazıda güvenirliğine inandığım yazarların, kitaplarından aldığım bilgileri sorgulayarak ve en önemlisi akıl süzgecinden geçirip öyle aldım elime, kâğıdı ve kalemi…
Ve şimdi bir devir düşünün:
Padişahına; Batı dünyasının Le Manifilue(Muhteşem) dediğine ya da en tehlikeli düşmanlarının bile onun adının önüne Grand(Büyük) koyduğunu…
Padişah dedik de 13 tane büyük gazaya fiilen iştirak etmesi sebebi ile GAZİ denmesini de unutmamak gerek...
Ve eli kılıç kadar kalem tutan; şairlik mahlası MUHİBBİ
Fatih’in hazırladığı teşkilat kanunlarını geliştirdiği ve uyguladığı için KANUNİ
Yani tarihin andığı KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN HAN…
SADRAZAMLAR’INDAN; Piri Mehmet Paşa, Sokullu Mehmet Paşa ve Lütfi paşa…
ŞEYHÜLİSLAMLARDAN; Zembilli Ali Efendi, Çivi zade ve özellikle de Ebusuud Efendi…
MİMARBAŞI’SI; dehasını İstanbul’a çizen, Birleşmiş Milletlerin 1988 yılını “Mimar Sinan yılı” ilan ettiği Koca Sinan’dan başkası değildir…
ŞAİRLERDEN; Fuzuli, Baki, Pir Sultan Abdal, Bağdatlı Ruhi... Fuzuli ki meşhur Şikâyetnamesini maaşının gecikmesi ile yazmıştır…
Ve dönemin Kaptanı Deryası Barbaros Hayrettin Paşa.
Donanması ki Batılı gezginlerin Osmanlı Devleti ordusu için “Cıva gibi akıcı ve yakıcı ordu…” dediği yeniçeriler…
     Ve devlet işlerin de söz sahibi niceleri... Sahi devlet yönetiminde söz sahibi dedik de yaklaşık yüzyıl sürecek olan Osmanlı Devlet yönetiminde kadınlar saltanatının başlangıcı da olur bu dönem. Kanuni’nin nikâhlı eşHürrem Haseki Sultan ile başlayıp; 3.Murat’ın validesi Nurbanu Sultan ve onun gelini ,(Osmanlı Devletinde devlet işlerine en çok müdahale eden sultan)3.Mehmet’in annesi Safiye Valide Sultan ve Osmanlının en namdar kadını olarak bilinen Kösem Sultan ile devam eder bu… Ta ki Sultan İbrahim devrine kadar… Sultan İbrahim’in eşi Hatice Turhan Sultanın çabaları ile kadın efendiler dönemi sona ermiştir… Şunu belirtmek de fayda görüyorum ki Turhan Sultan, Haremi Hümayun da, kadınların asla siyasete karışmamaları gerektiği terbiyesini öyle kurdu ki, Osmanlı saltanatının sonuna kadar bu devam etti. Bu süratle Hürrem-Safiye-Kösem  Sultan üçlüsünün başlattığı kötü dönem kapanmış olur… Özellikle bu dönemde Hürrem sultanın  Şehzade Mustafa’nın katli, Sadrazam Pargalı İbrahim Paşanın katli gibi çok önemli konularda etkisi azımsanmayacak kadar çoktur. (Bu konu Hürrem Sultanın hayatın da ele alınacaktır.)
Şimdi tarihe adlarını altın harflerle yazdıran bu isimleri yakından tanıma zamanı. Evvela üç kıtaya hükmeden Kanuni Sultan Süleyman ile başlamak daha doğru olur herhalde.
    Kanuni Sultan Süleyman, 1494 yılından Ayşe Hafsa Sultandan, Trabzon’da doğmuştur.1920’ye kadar Bolu’da, Amasya’da, Saruhan’da sancak beyliğini yapmış ve babasına, amcalarıyla olan mücadelesinde yardımcı olmuştur.1920 yılında babasının vefatı ile 30 Eylül 1920 de, tahttı hak edecek başka biri olmadığından kolayca tahta çıkmıştır. Genç padişah 46 yıllık hükümdarlık hayatına 13 sefer sığdırmış ve bu seferlerin hepsine fiili olarak katılmıştır. Bu seferlerle Yavuz döneminde 6,5 milyon km2 olan Osmanlı toprakları Kanuni ile 15 milyon km2’ ye yükselmiştir.
       Kanuni Sultan Süleyman hem büyük bir asker, hem kudretli bir idareci hem de eşine ender rastlanan bir devlet teşkilatçısıydı. Bunu siyasi, kültürel, sosyal, adli kısaca her çeşit yapılandırmada görebiliriz.
Peki, 3 kıt’a 7 iklime hükmeden, bir sözü için seferler düzenlenen yine bir sözü ile savaşları kesen biri, sizce iç dünyasında neler yaşamıştı… Ben Kanuniyi biraz da böyle tanımak ve tanıtmak istiyorum.46 YIL Cihat için Cihana hükmeden Kanuni, bu yarım asırlık dönemde sevdiklerinin ölümü ile sınanmıştı hep… Onu en önce terk eden validesi Ayşe Hafsa Sultan olacaktır. Zordu, bir zamanlar kendinden bile koruduğu Pargalı İbrahim’i, çocukluk arkadaşını, yoldaşının ölüm kararını vermesi… Belki de en zoru, yaşarken 8 oğlundan yedisini ebediyete uğurlamasıydı. En sonunda Hürrem ‘ine veda etti. Yani gülen yüzüne, sevdiğine… Artık onu saltanatın zirvedeki yalnızlığından alana kadını, tekliğine çoğulluk katan kadını, onu başkalarının yakıştırdığı yarı tanrılık rolünden insanlığa indirdiği kadını kaybetmişti Kanuni… Mevsim Kanuni için belki de hep hazan olacaktı…
      İlk eşi kaynaklarda adı tam olarak bilinmiyor fakat bazı tarihçiler Fülane Hatun olarak ele almışlar. Saruhan Sancak Beyi iken Fülane Hatundan Şehzade Mahmut  dünyaya gelir ve çok küçük yaşta ölür. Kanuninin kaynaklarda adları açıkça geçen üç eşi vardır… Gülfem hatun, Mahidevran Sultan ve Hürrem Sultan…
Gülfem hatun, Şehzade Murat’ın annesidir. Ne yazık ki o da küçük yaşta ölmüştür.
Mahidevran Sultan; Şehzade Mustafa’nın, Raziye Sultanın, Şehzade Ahmet’in annesidir. Mahidevran Sultanı, Hürrem Sultan ile evlatları için girdikleri taht mücadelesinden tanıyoruz.
     Şehzade Mustafa; Saruhan, Amasya, Konya sancak beyliğinde bulunmuş; asker, halk ve devletin ileri gelenlerince çok sevilip ileri de Padişah gözüyle bakılan bir Şehzadedir. Fakat Hürrem Sultanın çabaları neticesinde babasının tahtına göz dikmekle suçlanmış. Katline Ferman verilmiştir. Fetvayı veren Ebusuud Efendidir. Bu fetva bile kamufleli bir  şekilde alınmıştır. Kendisine isyan edeceğini düşünen Kanuni fetva’yı Ebusuud Efendiden; zengin bir efendinin kendisine isyan hazırlığında bulunan bir çalışanı için ne yapması gerektiği konusunda sorusu ile almıştır. Nahçıvan seferine giderken Osmanlı ordusunun Konya da konakladığı sırada Padişah otağında 7 dilsiz cellat tarafından boğdurulmuştur. Katli devlete isyan suçundandır fakat deliller ve şahitler gerçeği yansıtmamıştır… Böylece Osmanlının en acı, en haksız idamı gerçekleşmiştir.(Bu konu bir sonraki Şehzade Mustafa yazısında ele alınacaktır.)
Hürrem Sultanın ise Kanuninin sancak beyliği ya da tahta çıkışından sonra hareme girdiği söylenir. Şehzade Mehmet, Abdullah, Selim, Beyazıt, cihangir ve Mihrimah Sultanın annesidir. Devlet konularında oldukça etkili bir sultandır.
Şehzade Abdullah, küçük  yaşta ölür.
Şehzade Mehmet;  Kanuni onu apayrı sever, eğitimi ve gelişimi ile ayrı ilgilenirdi. Ve gelişen İmparatorluğu ilerde onun yönetmesini istiyordu. Öyle ki Sultanlığa giden basamak olan Manisa Valiliğine 22 yaşında ki  Şehzade Mehmet’i atamıştı. Oysa  Şehzade Mehmet, Kanuni seferdeyken çiçek hastalığından ölür. Yıldırım hızı ile seferden gelen Kanuninin  şehzadenin tabutunda 2 saat ağladığı söylenir. Hatta  Şehri İstanbul’un 2 gün yas tuttuğu anlatılan hikâyeler arasındadır. Kanuni oğlunun hatırası içi Mimar Sinan’a onu adına cami ve medrese yaptırır. Hazan mevsimi kendini iyiden iye hissettirir…
Şehzade Beyazıt; Fıtratı gereği asi ve sert bir karaktere sahip olduğu söylenir. Hürrem Sultan’ın ölümünden sonra kardeşi Selim ile taht kavgalarına girer. Kanuninin Selimi desteklemesi ile İran’a kaçar. Kazvin’e sığınır. Sonunda Şah, Beyazıt’ı Kanuniye teslim eder. İdam fetvası verilir, fetvayı veren Ebusuud Efendidir. Ve bu fetva da aykırılık yoktur. Katli tamamen devlet suçundandır.
Şehzade Cihangir;  ruhen duygusal bir karaktere, fiziksel olarak da zayıf bir yapıya sahipti. Doğuştan kamburu olduğu için Kanuni ona ”dünyayı sırtında taşıyan” anlamına gelen Cihangir  ismini vermiştir. Şehzade Mustafa’nın ölümünden derin yaralar olan Şehzade, kendine bir daha gelememiştir. Halep de babasının kollarında ölmüştür. Abisi Mehmet’in yanına defnedilmiştir.
     Çok sevdiği Mehmet terk etmiştir onu. Mustafa’sı yoktu, çok geçmeden Beyazıt da gitmişti. Şimdi ise Cihangir… Zordu Kanuni olmak. Mehmet öldüğünde teselliyi ecelde buluyordu Kanuni. Ama Mustafa ve Beyazıt farklıydı. Kendi ciğerparelerinin cellâdı olmuştu Kanuni…  Ama fitne ateşi Mustafa ile yanmıştı bile ve ateşin Beyazıt’ı yakmaması olmazdı. Ne de olsa Süleyman’a, Kanuni denmesinin nedeni kanun yapması değil, var olan kanunları uygulamada ki başarısıydı. Kanuni olmak da zordu, dünyaya hükmeden bir padişahın evladı olmak da.
MUHTEŞEM SÜLEYMAN;89. İslam Halifesi, 10.Osmanlı Sultanı olması sebebiyle On numarayı tamamlayan manasına gelen Saibü’lAşereri’lKamilet diye de anılmıştır… Saltanatı sırasında:
9 Sadrazam,7 Şeyhülislam,10 kaptan-ı derya görmüş
   Kanuni Sultan Süleyman,1566 yılında Zigetvar Seferi sırasında çadırında vefat etmiştir.Zigetvar’ı fethetmeden bir gün önce ölmüştür… Moralleri bozulmasın diye, Sokullu Mehmet Paşa, askerdeyken hünkârın ölümü saklanır. Koca Hünkâr’ın iç organları ölümünden sonra boşaltılır, Zigetvar’a gömülür. Vefat ettiği ancak Belgrat’ta söylenir. Hünkâr’ın önemli bir vasiyeti vardır..Bir sandığın kendisi ile birlikte gömülmesini vasiyet etmiş… Sandık saklı olduğu yerden çıkartılmışŞeyhülislam Ebusuud Efendi’ye, Sultan Süleyman’ın vasiyeti anlatılmış. Vasiyetin de Hünkâr o kutu ile gömülmek ister.Şeyhülislam kabul etmemiş.“Zinhar böyle bir vasiyeti yerine getiremeyiz, dini mübine yani İslam’a uymaz” demiş. Sandık mezara konulmamış.  Ancak daha sonra açılmış sandık. Koskoca Kanuni Sultan Süleyman, Yedi cihanın Hünkârı, dünyanın en büyük İmparatoru sandığında neleri yanına almak istiyordu? Merak edilmiş. Sandığın içinde: Kanuni’nin yapacağı işlerin, Vereceği kararların dine uygun olup olmadığı hakkında Şeyhülislamdan aldığı fetvalar varmışŞeyhülislam bunları görünce ağlamaya başlamış.“Hey büyük Sultan, sen Allah katında kendini temize çıkardın, mesuliyeti bize yıktın, biz nasıl bunun altından kalkacağız bakalım.” (alıntı)
     Kanuni’nin ölümünden sonra yerine oğlu II. Selim geçmişİkinci Selim babasının iç organlarının ve kalbinin gömülü olduğu;  Zigetvar’a mermerden çok güzel bir türbe yaptırmış. 150 yıl o türbe kalmış. Sonra Macaristan Osmanlı’nın elinden alınınca 1693’te, türbe yakılmış, yerine Katolik kilisesi yaptırılmış. 443 yıl önce vefat etmiş olan Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesi Süleymaniye camisindedir.

L Sokağından Sevgilerle ...